"Kaldırımlar"ı ilk okuduğumda on beş yaşındaydım ve şiirin bana ne yaptığını tarif edemiyordum. Şimdi tarif edebiliyorum, ama tarif edebilmek bir şeyi kaybetmek anlamına da geliyor sanki.
Şiirin gücü ölçüsünde bir tuzağı da var: insana kendi kederini fazla güzel gösteriyor. Genç okur, kederini şiirin verdiği kıyafetle giyiyor ve bir süre sonra kederin kendisini değil, o kıyafeti seviyor.
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Sitemim bu kadar. Şaire değil aslında, kendime.