Refik Halit sürgündeyken yazdı Memleket Hikâyeleri'nin çoğunu. Anadolu'yu anlatıyor ama anlatan adam İstanbul'u özleyen biri; hikâyelerdeki taşra bu yüzden hep biraz fazla keskin, biraz fazla çıplak.
Bugün Kadıköy'den vapura binerken bunu düşündüm. Refik Halit'in İstanbul'u bir şehir değil, bir mahrumiyetin adıydı. Bizimki ise gündelik: her gün içinden geçtiğimiz, bu yüzden göremediğimiz bir yer.
Bir şeyi görmek için ondan mahrum kalmak mı lazım — bilmiyorum. Ama edebiyat tarihinin epeyce bir kısmı bu ihtimalin üzerine kurulmuş.