Majorzade Sağa sola atılan, tamamlanmış veya tamamlanmamış bir takım yazılar...

Yalnızlığa Notlar

Yalnızlık... Tarih boyunca bu mefhum üzerine on binlerce şiir yazılmış, on binlerce hikayede başrol olarak oynatılmış. Herkes bu kadar muzdaripken, benim de bundan muzdarip olmamam pek ihtimal dahilinde değil.

Gün doğar, güneş ortalığı kavurmaya başlar. Başımızın üstünde adeta bir yay gibi gezinip durur. Fakat ne zaman ki bütün öfkesi kaybolmuşçasına batar da, ortalığı karanlığın zalim pençelerine bırakır; işte o vakit yalnızlık, adeta gece ile bir olmuşçasına insanın ruhunu yakarak çürütmeye başlar. Gündüz vakti yalnız olduğunu hissetmezsin ki. Bir otomobil sesi, mahallenin gençlerinin yapmış olduğu bir kavga, eskicinin hakkın rahmetine kavuşmuş cihazlar için çığırması yahut hakkın rahmetine kavuşmuş bir merhum ya da merhume için camilerin minarelerinden yükselen selalar, insana yalnızlığını adeta acı çeken bir hastaya verilen morfin edasıyla unutturur. Gece ise bunların hiçbiri yoktur. Bilakis; çorbacıda, özlerinden uyku akan bir garsonun sana uzattığı çorbanın tanelerinde, acı bir insiyak ile yaktığın leş kokulu bir sigaranın dumanında görürsün yalnızlığı. Devasa bir küvetin içinde yüzen et parçaları, birbirine delice aşık olmuşçasına sarılan tütün yaprakları seni kedere boğar.

Bazı geceler var ki... O hiç bitmeyen geceler. Hani, uykunun, mutfak kapısından içeri girip de mahmurlaşmış gözlerini kapatamadığı, dış kapının önünde pineklediği o geceler... Artık ıstıraptan, çektiğin acıdan sebep gözlerinin kapandığı o geceler. İşte, o geceler en lanetlileridir. Ne yatabilirsin, ne kalkabilirsin. Yayları çürümüş yatağında bir sağa, bir sola döner durursun. Her dönüşe bir ses, her dönüşte bir çığlık. Yatağın yaylarından çıktığını zannettiğin o çığlıklar, ruhunun bir tezahürüdür. O ses, senin çığlığındır. O ses, ruhunun feryadıdır.

Bu satırları sabaha karşı dörtte yazarken, ben de o gecelerden birini geçiriyorum işte.